21 Ekim 2013 Pazartesi

Maskeler

Çoğu zaman olduğu gibi, yine birkaç kitabı aynı anda okuyorum bu aralar. Günün farklı saatlerinde ve değişen ruh halime göre seçiyorum okuyacağım kitabı. Bir nefes alıp mola vermek istediğimde, Yelda Cumalıoğlu'nun "Aşkolsun" adlı kitabını okuyorum. Altını çize çize, sindire sindire. 

Kitapta beni en çok etkileyen cümlelerden biri şu oldu: "İnsana ağır gelen hayatın kendisi değil, bu hayat içinde sorumlulukla taşıdığı maskeleridir." Ne kadar doğru bir tespit... Aslında her daim kendimiz olabilsek, hiçbir sansür olmadan davranıp konuşabilsek, belki de bizi boğan ortamlar artık bu anlamı taşımaz bizim için.

Ne var ki toplum, herkesin birden çok maskesinin olmasını şart koşuyor. Özellikle de kadınların. Bir maskeden sıyrılıp, diğerini ustaca yüzüne geçirebilmesi, hatta bazen birkaç maskeyi üst üste takması bekleniyor bireylerin. Hani bazen iş ortamında pek de sevilmeyen biri için şöyle dendiğini duyarsınız: "Aa, sen onu bir de dışarıda göreceksin. Nasıl şeker, nasıl pamuk gibi bir insan!" Fakat dışarıda "pamuk" gibi olduğu iddia edilen bu kişi, iş ortamında nedense bir kaktüs gibi dikenlerini saplar sağa sola. Maskeler benzetmesini okuyunca, kafamda bu bulmaca tamamlanmış oldu. Öyle ya... Bazı insanlar gerçek yüzlerini göstermeye korkarlar. Daha güçlü, sarsılmaz görünmek isterler etrafa karşı.

Ben toplumun benimsediği, hiç konuşulmasa da varlığı bilinen sosyal kuralların dayattığı maskeleri uzun süre tutamıyorum yüzümde. Biriyle sırf çıkarım için arkadaş olamıyorum örneğin. Sırf başkaları memnun olsun diye bir şeyler yapmayı reddediyorum. Bu açıdan biraz bencil bile sayılabilirim. Mecburen taktığım maskenin gerektirdiği rolde uzun süre kalıp doz aşımı yaşadığımda, hemen kulis arkasına koşup çıkarmak istiyorum maskemi. Biraz nefes alabilmek, özgür kalabilmek için.

Gerçi kendi istediğimizle taktığımız, taşımaya gönüllü olduğumuz maskeler de var. Birinin eşi, çocuğu, arkadaşı, annesi-babası, öğretmeni, iş arkadaşı olmak... Hepsi birtakım sorumluluklar yüklüyor insana. Sanırım gönüllü olarak taktığımız bu maskelerin tek motivasyon kaynağı "sevgi". Eğer bu maskeleri severek takıyorsak, bu bize bir yük gibi gelmiyorsa, ne ala. Zaten sevmeden takılan maskelerin bir süre sonra ya boyaları akmaya başlıyor, ya da dibi tutan bir yemek gibi yapışıyorlar insanın suratına, çıkmak istemezcesine. İnsan gerçekten kim olduğunu, bu role niye soyunduğunu unutacak noktaya geliyor o zaman...

Kendi isteğimizle taktığımız maskeleri mutlulukla taşımamız dileğiyle...