20 Ekim 2013 Pazar

Bir Kitap Cafe'nin Hissettirdikleri

İşte yine başlıyor. Ayaklarım, ben ne olduğunu anlamadan yine o şirin kitap cafe'ye götürüyor beni. Bir süredir kendimi en huzurlu hissettiğim yer burası. Fırından çıkan taze kekin ve dumanı tüten kahvenin kokusu kitapların kokusuna karışıyor. Bu baş döndüren aroma, çocukluğumu hatırlatıyor bana. Masumiyeti, umudu hatırlatıyor. Bu acımasız dünyada, bir süreliğine bile olsa bir sığınak bulabileceğini gösterircesine insana.

Çocukken olaylara ve günlere renkler verirdim kafamda. Eğlenceli günler pembeydi. Okul günleriyse ilk başlarda koyu griydi. Alışınca ve arkadaşlarımı sevince sarı, mavi ve yeşil oldu sırasıyla. En sonunda da kırmızı.

Bu kitap cafe ise benim için gizemli bir mor. Bazen bej ve kahvenin tonlarıyla dans eden, yarı hüzünlü, ama hep umut dolu, canlı bir yer. Dinamik değil belki, ama nefes alıyor. O da içindeki kitaplarla, değişen ziyaretçileriyle birlikte değişiyor. 

Burası hem şimdiki anın tüm gerçekliğiyle yaşandığı, hem geçmişin türlü tortularının kitapların sayfalarından taşarak havayı doldurduğu, hem de geleceğin ipuçlarını, tohumlarını taşıyan bir zaman odası gibi. Bir insan gibi, onun da ruh hali dalgalı. İçinde bulunan insanların enerjileriyle var oluyor adeta.

Fonda Rachmaninov çalıyor. Bu rüyadan hiç uyanmak istemiyorum. Belki de bu yüzden sürekli yeni kitaplar alıyorum, aldıklarımı okuyup bitirmeden. Zamanla yarışır gibi, sürekli yeni dünyalar keşfetmek istiyorum. Ne demiş Yunus Emre? "Hiçbir gemi, bizi bir kitap kadar uzağa götüremez." Çünkü yazarların ve okurların hayal güçlerinin sınırları yoktur...