23 Ekim 2013 Çarşamba

Kadere İnanır mısınız?

Çevirmen olmaya karar vermeden önce, üniversitede çalışırken çok sevdiğim, birlikte güzel ve uyumlu bir şekilde çalıştığımız bir hocamız vardı. Bir süre önce kendisi beni arayıp hatırımı sordu. Bana hep neden doktora yapmadığımı sorardı hocamız. Ben de samimi bir şekilde anlatmıştım. Ben uluslararası ilişkiler mezunuyum. Üzerine Avrupa Birliği yüksek lisansı yaptım ve birincilikle mezun oldum. Amacım kendimi övmek değil. Beni tanıyanlar övünmeyi sevmediğimi bilirler zaten. Ancak buna rağmen, İzmir'in meşhur bir devlet üniversitesinin bölüm başkanı, beni doktora programına kabul etmeyip, kendi öğrencilerini veya ailesini, eşini-dostunu tanıdığı öğrencileri aldı. Bu ismi lazım olmayan hocamızın doktora mülakatında bana sorduğu ilk soru "İngilizce biliyor musun?" oldu. Oysa önündeki özgeçmişe baksaydı, eğitim hayatı boyunca İngilizce dilinde eğitim alan, işinde de sürekli İngilizce kullanan bir aday olduğumu görecekti. İkinci sorusu, "Ahmedinejad kimdir?" oldu! Yanlış mı gelmiştim acaba? Bilgi yarışmasında mıydım?:) Belli ki cevabı bilmeyeceğimi sanmıştı hocamız. Üçüncü soru ise, tez danışmanımın neden doçent veya profesör değil de, yardımcı doçent olduğuydu! Artık programa kabul edilmeyeceğimi, hocamızın usulen birkaç soru sorma zahmetini gösterdiğini anlamıştım...

O zaman çok üzüldüm tabii. Ama hayat devam ediyordu. İki ayrı üniversitenin idari kadrosunda toplam 9 sene çalıştım. Çok güzel tecrübeler ve arkadaşlıklar edindim; ancak bir o kadar da yıprandım bu fazlasıyla hiyerarşik, mobbing'in kol gezdiği ortamlarda... Sonunda artık yeter dedim ve kendime yeni bir yol çizmeye karar verdim. Çok da iyi yaptım. Fakat geçen gün birlikte çalıştığımız hocamız arayıp "Güneş Hn, doktorayı tekrar düşünün," deyince, bir araştırma yaptım. Ancak artık devam etmek istediğim alan Uluslararası İlişkiler veya Avrupa Birliği değil, Karşılaştırmalı Edebiyat. Bölüm başkanına bir e-posta gönderdim. Kendisi yanıtlama inceliğini göstermiş ve şöyle yazmış: 

"Programa sizin eğitim alanlarınızdan öğrenci kabul etmiyoruz ne yazık ki.
İlginize teşekkürler.
Başarılar..."

Bunu okuyunca artık iyice anladım. Kaderimde doktora yapmak yok benim. Halbuki lisans, yüksek lisans ve doktorada farklı alanlar seçenler olduğunu biliyorum. Ama bu yol benim için kapalı. Bunda da vardır bir hayır:) Akademisyenlik çok kutsal bir meslek bence. Fakat yüksek lisans yaparken, kendi zevkim için kitap okumayı özlediğimi hatırladım da... Sanırım doğru yoldayım ben. İyi ki yaşamışım bu tecrübeleri yine de. O zaman bu kadar emin olamazdım. Ne kadar ironik değil mi? Bana "İngilizce biliyor musun?" diye soran hocamız, şimdi hayatımı İngilizce'den kazandığımı öğrense, acaba ne düşünürdü?:)