26 Kasım 2013 Salı

Çok Okuyan mı Bilir, Çok Gezen mi?

Anladım ki seyahatlerin gidiş ve dönüş kısımları bana göre değil. Gezmek ve yeni yerler görmek, daha önce bir süre yaşadığınız bir şehri ziyaret etmek, nasıl değiştiğini görmek ve arkadaşlarınızla hasret gidermek kuşkusuz çok güzel. Fakat mümkünse ben gidiş ve dönüşü bir zaman kapsülü içinde yapmak istiyorum. Havaalanlarında, güvenlik kontrollerinde harcanan o vakitlere bazen gerçekten acıyorum. Gözümü açıp kapasam, varmak istediğim yerde olsam ne olur sanki? Bu dileğim İstanbul'da şehir içi yolculuklarında da geçerli. Bir yere yetişme mecburiyetiniz olmadan gezerken bile, trafik sizi gerçek anlamda zorluyor. Metrolar ise ayrı bir olay. Metro büyük bir rahatlık, ancak gri tünellere bakarak yolculuk edince İstanbul'un güzelliklerini de kaçırmış oluyorsunuz. Bir de yüksek gerilim hatları yüzünden midir nedir, yeraltında hep ince bir baş ağrısı eşlik ediyor bana. 

Tamam, şikayet etmiyorum:) Başlıktan da tahmin edeceğiniz gibi amacım bu konuyu bir yere bağlamak. Dönüş yolculuğunda kitap okurken aklıma şu "Çok okuyan değil, çok gezen bilir," deyişi geldi ve katılmadığımı fark ettim. Bunda Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna"sını okuyor olmamın da payı olabilir tabii. Çünkü ben de romanın baş kahramanı Raif Bey ile birlikte Berlin'in caddelerinde dolaştım, müzelerini gezdim ve aşık olduğu kadının portesini izledim adeta. Yıllar ve kuşaklar sonra bile, o zaman dilimine ait yaşantılara dışarıdan baktım, tıpkı bir turist gibi. Ama bir farkla: Yüzeysel olarak değil, çok daha derinlemesine.

Diğer yandan, insan gezilerinde birçok tecrübe biriktiriyor, kendi çevresinin ve rahatlık alanının dışına çıkıyor. Belki Sabahattin Ali de Almanya'ya gitmemiş ve orada yaşamamış olsaydı, bu romanı yazamayacaktı. 

Aslında bu iki eylemi karşılaştırmak ikisine de haksızlık belki de. Okuma yalnız yapılan ve insanın hayal gücünü geliştiren bir eylem. Seyahat ise daha paylaşımcı olmanızı ve her an uyanık olmanızı gerektiriyor. Yolculuğunuzu en ince detayına kadar planlamış olsanız da, sizin dışınızda gelişen birçok etkene tabisiniz. Ben  yine de seyahat severlerin sayıca daha fazla olduğunu tahmin ediyorum. 

Fakat ne kadar gezerseniz gezin, gördüklerinizi ve yaşadıklarınızı kendinize hatırlatmak ve başkalarına aktarmak için yazıya ihtiyaç var. Öyle olmasaydı, Evliya Çelebi meşhur Seyahatname'sini kaleme almazdı. O halde sadece gezmek yetmez, yazmak ve okumak da gerekir...

Bu tartışmaya aşağıdaki karikatürle bir nokta koyup, izninizle valizlerimi boşaltmaya gidiyorum:)