5 Kasım 2013 Salı

Konuşacak Kimse Var mı?

"Konuşacak kimse bulamadıkları için kaç kişinin yazar olduğuna, bu yüzden kaç kitap yazılmış olduğuna şöyle bir bakarsak, kitapçıların yalnız insanlar için gidilebilecek en iyi yer olduğunu anlarız." 

(Alain de Botton - Felsefenin Tesellisi)


Bu alıntıyı okur okumaz aşık oldum! İster dünyayı dolaşın, ister çok geniş bir eş-dost çevreniz olsun, eğer okumuyorsanız kendi fanusunuzun içinde kalmaya mahkumsunuzdur. Çünkü size normal gelen, bir başkası için tabu olabilir. Bunun tam tersi de geçerli olabilir. Belki de sizin tabularınız, bir başkasının vazgeçilmezidir. 

Bize tanınan ve süresini bilmediğimiz şu ömür denen zaman diliminde, eğer farklı yaşamları merak ediyorsak, hayata bir süreliğine de olsa farklı bir gözden bakmayı istiyorsak, bunun en güzel yolu okumaktır. Çünkü konuşurken dile getirmediği pek çok düşünceyi kağıda döker insan yazarken. Günlük bir sohbet sırasında kitap gibi cümleler kuran insanları antipatik, hatta biraz da komik buluruz. Ama aynı insanın karaladığı birkaç satır yazıyı okursak belki beğeniriz, belki de eleştiririz. İşte yazının böyle bir güzelliği ve dokunulmazlığı var. Belki de insan okurken ön yargılarından sıyrılıyor ve yazan kişinin iç dünyasına daha çok yaklaşabiliyor. 

Okumak aslında sadece bir yalnızlık ve suskunluk eylemi değil. Aksine, insanın zihninin ve ruhunun sınırlarını genişletmek için başvurabileceği en güzel yol. Bu açıdan bakarsanız, aslında okumaktan daha güzel bir sosyalleşme yolu yok. Konuşacak kimse olmadığı için okuyanlar vardır mutlaka. Ancak bence amaç konuşmaları zenginleştirmek için okumak olmalı...

Bir alıntının ilham verdiği bu yazıyı, yine bir alıntıyla bitirmek istiyorum: "Yalnız olmadığımızı fark etmek için okuruz." (C. S. Lewis)