3 Aralık 2013 Salı

Televizyona Katlanamamak

Bazı gündüz kuşağı programlarının ciddi anlamda zeka geriliğine yol açtığını ve insanın beynini uyuşturduğunu düşünmeye başladım. "Sen de seyretme," diyenler için söyleyeyim, zaten böyle bir işkenceye katlanmam söz konusu değil. Sadece mutfakta yemek yaparken, bulaşık makinesini boşaltırken bir ses olsun niyetiyle açtığım televizyonda duyduklarım bana yetiyor! Allah'ım bunlar ne kadar banal programlar böyle... Melodisi bile olmayan, sözleri ilkokul tekerlemelerine benzeyen şarkıları detone bir sesle söyleyen botokslu şarkıcılar, göbeğini titrete titrete oynayan teyzeler, 150 kiloluk teyzelere yapılan yüz gerdirme maskeleri... Yarabbim sen sabır ver. Ben 10 dk. bile seyretmeye dayanamazken, sunucuları nasıl oluyor da bu programları sunarken saçlarını  başlarını yolmuyorlar?!

Okan Bayülgen kendisi televizyon programcısı olmasına rağmen, televizyonun yerini giderek sosyal medyanın ve kişinin merakına özel videoların alacağını söylemişti. Çok haklı. Artık film kanalları dışında bir şey seyretmeye tahammül edemiyorum zira. Stüdyoda göbek atan teyzeleri gördükçe de, bu ülkede neden okuma oranlarının bir türlü istenen seviyeye ulaşmamasını anlayışla karşılıyorum. Kimseye haksızlık etmek istemem, belki de ön yargılıyım, ama benim tespitim bu. "Seyirci bunu talep ediyor" bahanesinin arkasına sığınıp, bu kadar düşük kaliteli programlar yapılmasını kınıyorum. 

Benim hoşuma giden ideal bir programın nasıl olacağını düşündüm de... Mesela bu gündüz kuşağı kadın programlarında her hafta bir yazar konuk edilse, her gün yeni çıkan bir kitap tanıtılsa, bunun üzerine tartışılsa ne güzel olurdu... Sanırım hayal görüyorum. Geçen hafta gündeme bomba gibi düşen, Kayseri Hayvanat Bahçesi'ne dinozor getirilmesini isteyen vatandaşlarımızı hatırladım da... Ne saçmalıyorum ben?! Bence yaşasalardı, dinozorlar bile halimize gülerdi...