28 Mart 2014 Cuma

Mikro ve Makro Ölçekte Yalakalık

Bir varmış bir yokmuş. Borusu yalnızca kendi şehrinde öten, kendini bulunmaz Hint kumaşı sanan, mikro ölçekte cebini dolduran bir iş adamı varmış. Makro ölçeğe sıçrayıp daha çok götürmek için çok çalışmış, çok yalakalık yapmış ama, sert mizacı yüzünden yeterince kıvıramadığı, bir de mutaassıp bir hayat sürmediği için baştakilere yaranamamış ve kendi çöplüğünde kalakalmış...

Şehirde elini atmadığı sektör, girmediği STK, oda, salon, balkon kalmamış... Hatta tüzük değiştirerek "salon" seçimlerine üst üste kendini başkan seçtirmek için üyelerine rüşvet bile yedirmiş. O rüşvet yiyen üyeler de, "Aman işimiz gücümüz tıkırında, istikrar bozulmasın" diye ses çıkarmamış, yine ona oy vermişler.

Kader ağlarını örmüş. Bir zamanlar can düşmanı olanlar, birden can ciğer kuzu sarması olup, birbirlerine şöbiyet, kadayıf, lokma ve baklava yedirir hale gelmişler. Çünkü "salon" başkanı, şehrin ağası ile kavgalıymış, yıllardır küslermiş. Sebebi de, salon başkanının X arazisine imara aykırı şekilde tatil köyü kondurmak istemesiymiş... Tabii bu kamuya yansıyan gerekçeymiş. Esas neden, salon başkanının şehrin ağası olma sevdasıymış. Fakat garibana hiçbir parti kucak açmamış, istediği kadar prim yapamamış. O da çareyi başkanı olduğu salona, şehir ağasının en büyük rakibini davet ederek baklava yedirmekte bulmuş!

Salon başkanı kendi pisliklerini bilen ve örtbas edenleri kollamak uğruna birçok dürüst insanı harcamış. Kurumlarında çalışanlar her şeyin farkında olsalar da tekme ya da damga yememek için susmuşlar. Hatta kendilerini onun şehirleri için bulunmaz bir nimet olduğuna inandırmışlar. Hayatı boyunca esmiş, gürlemiş, kimseyi takmamış. Arada bir iyi şeyler de yapmış. Ama işine yaramayan kimseye günahını bile vermemiş. "Tamam da abi, adam bu şehir için çalışıyor," demiş herkes. Tıpkı, "Tamam çalıyorlar ama, metro ve yol yapıyorlar," dedikleri gibi. Velhasıl "götürmenin" mikrosu da makrosu da aynı mantıkla işliyormuş. Uyuşturulan beyinler aynı şekilde çalışıyor, ağızlarından benzer replikler çıkıyormuş...

Kaşlarını yıllar boyunca o kadar çok çatmış ki, artık alnının ortasındaki çizgi gülerken bile kapanmıyormuş. Kem söz söylemekten pas tutan dilini baklavayla tatlandıradursun, salon başkanlığı sona erince, gözden düşünce o baklava yedirdikleri yine yanında duracak mıymış, işte bu büyük bir merak konusuymuş...