2 Ekim 2015 Cuma

Biraz abartıyor muyuz ne?

Geçen gün hem kitap çevirisi, hem teknik hem de sözel çeviri yapan çalışkan meslektaşım Özden Özberber'in facebook sayfasında bir yorum okudum. Polemiğe girmemek için bir şey yazmadım, Özden de gereken cevabı verdi. Oysa Özden zor bir kitap çevirmekte olduğu için kendi duvarında içini dökmüştü sadece. Gelen yorum ise şunu ima ediyordu: "Amma da abartıyorsunuz canım. Biz kendi mesleğimizin zorluklarını sayıp döküyor muyuz? Şikâyet ediyor muyuz?"

Bunu okuyunca adrenalinim yükseldi, derin bir nefes aldım ve tarafsız bir biçimde düşünmeye çalıştım. Biz çevirmenler acaba kendimizi çok mu övüyorduk? Yaşadığımız zorlukları herkesin gözüne mi sokuyorduk? Biraz abartıyor muyduk? Hayır. Belki de az bile söylüyoruz. Belki de bu kadar feryat etmemizin nedeni, görünür olma çabamız. Bir yazarın kitabını kendi dilimizde baştan yazdığımız halde, övgüler yağdırılan kişinin sadece yazar olması... Hata yaptığımızda hedef tahtasında sadece bizim olmamız...

Önceki gün bunu düşündüm yine. Bu sabah başka bir meslektaşım, kitap çevirmeni sevgili Zuhal İnal Baycılı başka bir alıntı paylaşmış sayfasında. Hiçbir değişiklik yapmadan paylaşıyorum.

"Sanat şubeleri içinde edebiyat, zihin unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi, zeka ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini, biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet davamız için müessir bellemekteyiz. Zekasının her cephesini bu türlü eserlerin her türlüsüne tevcih edebilmiş milletlerde düşüncenin en silinmez vasıtası olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyat, bütün kütlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir tesire sahiptir. Bu tesirdeki fert ve cemiyet ittisali, zamanda ve mekanda bütün hudutları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi milletin kütüphanesi bu yönden zenginse o millet, medeniyet aleminde daha yüksek bir idrak seviyesinde demektir. Bu itibarla tercüme hareketini sistemli ve dikkatli bir surette idare etmek, Türk irfanının en önemli bir cephesini kuvvetlendirmek, onun gelişmesine, ilerlemesine hizmet etmektir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemeyen Türk münevverlerine şükranla duyguluyum. Onların himmetleriye beş sene içinde, hiç değilse devlet eli ile yüz ciltlik, hususi teşebbüslerin gayreti ve gene devletin yardımı ile, onun dört beş misli fazla olmak üzere zengin bir tercüme kütüphanemiz olacaktır. Bilhassa Türk dilinin, bu emeklerden elde edeceği büyük faydayı düşünüp de şimdiden tercüme faaliyetine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okuru için mümkün olamayacaktır.

23 Haziran 1941
Maarif Vekili
Hasan Ali Yücel"

Hasan Ali Yücel bunları 1941'de söylemiş. Yıl olmuş 2015, biz hâlâ daha çevirinin ne denli önemli bir uğraş olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Evet belki hayat kurtarmıyoruz, atomu parçalamıyoruz ama, farklı dilden ve kültürden insanların birbirlerini anlamasına aracı oluyoruz. Ders çalışırken, yeni bir şeyler öğrenirken ya da kafanızı dağıtmak için okuduğunuz kitapları çeviriyoruz. Hastalandığınızda almak zorunda olduğunuz ilacın okumaya tahammül bile edemediğiniz prospektüsünü çeviriyoruz. Çeviri sayesinde devrimler oluyor, düzenler değişiyor, tabular yıkılıyor, hoşgörümüz artıyor. Rönesans oluyor mesela... Siz bir elimizin yağda, diğerinin balda olduğunu sanıyorsunuz herhalde. Bunca zorluğa rağmen hâlâ çeviriyorsak, sözcüklere âşık olduğumuz içindir. İnsanları sevdiğimiz, onlara yararlı olmak istediğimiz içindir. Çevreye rahatsızlık verdiysek özür dileriz ama susmaya hiç niyetimiz yok... Kalın sağlıcakla.